1826 yılında Yeniçeri Ocağı ile birlikte diğer ocakların kaldırılmasından sonra yeniden düzenlenen Osmanlı Ordusu için batılılaşma hareketleri kapsamında askeri yapılar yapılmaya başlandı. Bu bina da 19.yy. sonunda II. Abdülhamit döneminde Süvari Kışlası olarak yapılan askeri yapılardandır. Pencere düzenleri, pencerelerin basık kemerli ve pencere sövelerinin dışarı taşkın olması bu dönem yapısı olduğunu desteklemektedir.

Kurtuluş savaşı sırasında Anadolu, bir ordu oluşturarak savaş silahları ve malzemesi için imalathane ve bakım tesisleri bulmak zorunda idi. Anadolu’da silah onarımı ve cephane üretimi yapacak bir tek kuruluş yoktu. Orduda kullanılan, Mondros Ateşkes Antlaşması uyarınca İngilizler tarafından kamaları alınmış toplara, kama uydurulması gerekiyordu. Anadolu’da teknik hizmet verebilecek tek yer Eskişehir’deki demiryolu atölyesiydi. İstanbul’dan kaçan İmalatı Harbiyeci subay, usta ve işçiler teker teker Eskişehir’e geldiler. Bu atölyede namlu çapları ve yapımları değişik toplara kamalar yapılırdı. Zamanla çalışma alanı genişleyerek, nişan düzenlemeleri ve öteki top parçaları da yapılmaya başlanır. Yunanlıların, Eskişehir’e doğru yürüyüşe geçmeleri üzerine, İmalatı Harbiyeciler, toparlayabildikleri malzemelerle Ankara’ya gelirler. Onlara, Ankara istasyonu civarında bugün müze olarak kullanılan Süvari Kışlası ile eski bir atölyeyi gösterirler. İmalatı Harbiyeciler, Kışla ahırlarının gübrelerini temizler ve binayı yeniden düzenleyerek kısa zamanda onarıma ve üretime başlarlar.

Ordunun ihtiyacı tüfek, makineli tüfek namluları, kartuş kovanlarının ve tapaların temizlenmesi, onarımlarının yapılması, top tekerleği yapımı, mühimmat imalatı, top arabaları için ahşap gereçlerin yapımının yanı sıra kılıç ve kasatura onarımları yapılarak Kurtuluş Savaşı süresince ordunun cephane ve malzeme ihtiyacı buradan karşılanmıştır. Ayrıca uzun bir geçmişi olan birçok muharebe geçirmiş bu nedenle tamamen köhneleşmiş 7,65 çaplı mauser tüfeklerinin 7,9 çapına geçirilmesi işlemleri de burada yapılmıştır.

Tezgahların çalışması için Birinci Dünya Savaşından kalma Alman kamyonun arka tekerleğine kasnak takılarak buradan tezgahları harekete geçirecek güç elde ediliyordu. Üretimler gün geçtikçe genişlemeye başladığından kamyonunun kuvveti kafi gelmemeye başlamış bunun üzerine odun ve kömürle çalışan bir lokomotif bulunarak devreye sokulmuştur.

Müze binası, 20 Kasım 1922 yılının gecesinde lokomotif bacasından çıkan bir kıvılcımla tamamen yanar. Yangın Ankara’nın her yanından görülür, Gazi Mustafa Kemal Paşa’da yangın yerine gelerek “Arkadaşlar, Hepinize büyük geçmiş olsun. Müsterih olunuz, bunun yerine daha mütekâmil yüzlercesini kuracağız.” der. Kısa bir süre içinde binanın inşaatı tamamlanır, açılışına Gazi Mustafa Kemal Paşa davet edilir. Eşi Latife Hanım ve maiyet erkânıyla tesisleri gezer, emeği geçenlere teşekkür eder.

 Müze binası;

1920-1950 tarihleri arasında, Askeri Fabrikalar Umum Müdürlüğü

1950-1967 tarihleri arasında, MKE Ankara Silah Fabrikası Müdürlüğü

1967-1989 tarihleri arasında, MKE Makina Sanayi Müessesesi Müdürlüğü

1989-2003 tarihleri arasında, MKE Makina Sanayi ve Tic.A.Ş

2003-2005 tarihleri arasında, MKE Maksam Makina Fabrikası Müdürlüğü

2005 yılından itibaren de MKE Maksam Makina ve Maske Fabrikası Müdürlüğü

bünyesinde hizmet vermiştir.

Bu bina Kurumumuzca restore edilerek, Ülkemizin tarihi boyunca sanayinin gelişim sürecini anlatması, sanayi ve teknolojik kültürel varlıkların bu günlere ve geleceğe taşınması, bu çerçevede Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumunun Türkiye sanayi tarihinin yazılmasında, birçok yeni kurumun ve Türkiye’nin üretim kültürünün oluşmasına yaptığı katkıları görünür kılmak, başta Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu olmak üzere ülkemizin sanayisine yön vermiş kurumlara ve kişilere ait eserler ile endüstri ve mühendislikle ilgili objelerin, belgelerin toplanması, ev sahipliği yapılması, araştırılması, korunması ve sergilenmesinin sağlanması amacıyla, 22 Mayıs 2013 tarihinde müze olarak hizmet vermeye başlamıştır.

© MKE Kurumu 2017